Karolina Olsson | Gerçek Uyuyan Güzel
1876 yılının Şubat ayında, İsveç’in Öland adasında 14 yaşında bir kız çocuğu okuldan eve döndü, başının ağrıdığını söyledi ve yatağına uzandı. Karolina Olsson’un bir sonraki gerçek...

1876 yılının Şubat ayında, İsveç’in Öland adasında 14 yaşında bir kız çocuğu okuldan eve döndü, başının ağrıdığını söyledi ve yatağına uzandı. Karolina Olsson’un bir sonraki gerçek uyanışı için tam 32 yıl geçmesi gerekecekti. Tıp tarihinin en uzun “uyku” vakalarından biri olarak kayıtlara geçen bu olay, bugün bile tam olarak açıklanabilmiş değil.
Başlıklar

Her Şey Bir Baş Ağrısıyla Başladı
Karolina Olsson, 29 Ekim 1861’de İsveç’in Kalmar kenti yakınlarındaki Oknö’de doğdu. Balıkçı bir ailenin beş çocuğundan biri ve tek kızıydı. 1876 yılının o soğuk kış gününde eve geldiğinde diş ağrısından şikâyet ediyordu; kısa süre önce buz üzerinde düşüp başını çarptığı da anlatılanlar arasındadır. Annesi onu yatağına yatırdı. Karolina bir daha kalkmadı.
Günler haftalara, haftalar aylara dönüştü. Genç kız gözlerini açmıyor, konuşmuyor, dış dünyaya hiçbir tepki vermiyordu. Aile önce köyün imkânlarıyla, sonra doktorlarla çare aradı. Ancak 19. yüzyıl tıbbının bu duruma verebileceği bir yanıt yoktu.

32 Yıl Süren “Uyku”
İşin en tuhaf yanı, Karolina’nın hayatta kalmasıydı. Annesi ona her gün günde iki bardak süt ve az miktarda şekerli su içiriyordu. Modern tıbba göre bu kadar az besinle 32 yıl hayatta kalmak neredeyse imkânsızdır. Buna rağmen Karolina ölmedi; saçları uzadı, tırnakları büyüdü ama vücudu, uzun süre yatan hastalarda görülen kas erimesi ve yatak yaralarından şaşırtıcı biçimde az etkilendi.
1892’de, uyuşukluğunun 16. yılında, Karolina Kalmar’daki hastaneye kaldırıldı. Doktorlar elektroterapi de dahil dönemin yöntemlerini denedi ancak sonuç alamadı. Bir ay sonra “dementia paralytica” teşhisiyle evine geri gönderildi. Doktorların notlarında dikkat çekici bir ayrıntı vardı: Karolina’nın fiziksel durumu, 16 yıldır yatan biri için fazlasıyla iyiydi.

Şüpheli Detaylar
Yıllar içinde bazı gözlemler, “kesintisiz uyku” anlatısına gölge düşürdü:
- Komşular geceleri evden ağlama sesleri duyduklarını söylüyordu.
- Aile fertlerinin evde olmadığı zamanlarda yiyeceklerin yerinden oynadığı fark edilmişti.
- Karolina’nın dişleri, uyandığında sağlıklı durumdaydı; günde iki bardak sütle beslenen birinde beklenmeyecek bir durum.
- Vücudunda ciddi kas kaybı yoktu ve uyandıktan kısa süre sonra yürüyebiliyordu.
Tüm bunlar, Karolina’nın en azından zaman zaman “uyanık” olduğunu ama bunu kimseye göstermediğini düşündürüyordu. Annesi ise yaşadığı sürece kızını dış dünyadan titizlikle korudu; ziyaretçilerin odaya girmesine nadiren izin verdi.

Uyanış: 1908
1905’te Karolina’nın annesi öldü. Evin bakımını üstlenen yardımcı kadın da 1908’in başında hayatını kaybetti. Ve tam bu noktada, 3 Nisan 1908’de, eve gelen yardımcı Karolina’yı yatağından kalkmış, ağlarken buldu. 46 yaşındaki kadın uyanmıştı.
Uyandığında Karolina, 14 yaşında bir kızın zihinsel dünyasına sahip gibiydi. Aynada gördüğü yaşlanmış yüzünü tanıyamadı. İki erkek kardeşinin öldüğünü bilmiyordu; hâlâ küçük çocuklar olduklarını sanıyordu. Geçen 32 yıla dair anlattığı neredeyse hiçbir şey yoktu.
Karolina’yı muayene eden doktorlar, 32 yıl yattığı iddia edilen bir kadının bu kadar sağlıklı olmasını açıklayamadı. Kısa süre içinde okuma yazmayı hatırladı, ev işleri yapmaya başladı ve normal bir hayat sürdü.

Tıp Ne Diyor?
Karolina’nın vakası hakkında bugüne kadar öne sürülen başlıca teoriler şunlar:
Histerik Uyku / Disosiyatif Stupor
Dönemin psikiyatristi Harald Fröderström, 1910’da Karolina’yla bizzat görüşen isimdi. Vardığı sonuç, bunun gerçek bir koma değil, “histerik” kökenli psikolojik bir geri çekilme olduğuydu. Karolina büyük olasılıkla travmatik bir olayın ardından dünyadan kopmuş, yıllar geçtikçe bu durumdan çıkmak giderek imkânsız hale gelmişti. Bugünkü terminolojiyle disosiyatif stupor ya da konversiyon bozukluğuna en yakın tablo budur.
Bilinçli veya Yarı Bilinçli İnziva
Bazı araştırmacılar, Karolina’nın geceleri kalktığını, yemek yediğini ve annesinin de bu durumu bilerek gizlediğini savunur. Bu senaryoda “uyku”, zamanla ailenin de içine hapsolduğu bir örtüye dönüşür. Annenin ölümünden sonra bu düzenin çökmesi ve Karolina’nın “uyanması” bu teoriyi güçlendiren en önemli ayrıntıdır.
Nörolojik Açıklamalar
Ensefalit letarjika ya da Kleine-Levin sendromu gibi uzun uyku dönemleriyle seyreden hastalıklar da tartışılmıştır. Ancak bu tabloların hiçbiri 32 yıllık kesintisiz bir süreyi ve uyanış sonrası bu denli hızlı toparlanmayı açıklayamaz.
Sonrası: Sessiz Bir Hayat
Karolina uyandıktan sonra bir daha o duruma dönmedi. Basının kısa süren ilgisinden sonra Oknö’de sakin bir hayat sürdü. Komşularıyla görüştü, ev işleriyle uğraştı ve yaşadıklarını anlatmaktan çoğunlukla kaçındı. 5 Nisan 1950’de, 88 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybetti. Uyuyarak geçirdiği yıllar da dahil olmak üzere, dönemine göre uzun bir ömür sürmüştü.

Cevapsız Kalan Soru
Karolina Olsson 32 yıl boyunca gerçekten uyudu mu, yoksa dünyadan saklandı mı? Kendisi bu sorunun cevabını hiçbir zaman vermedi; belki de veremedi. Geriye, tıp literatürüne “tarihteki en uzun uyku” olarak geçen ve hâlâ tam olarak çözülemeyen bir vaka kaldı. Kesin olan tek şey şu: 14 yaşında yatağa giren bir kız, 46 yaşında bir kadın olarak uyandı ve arada geçen 32 yıl, sonsuza dek karanlıkta kaldı.
Bu içerik tarafımca hazırlanmıştır.




Yorum yok! İlk yorumu sen yaz.